Daha dün gibi aziz bir misafiri, mübarek bir ayı büyük bir heyecanla karşılamıştık. Şimdi ise o rahmet iklimini uğurlamanın hüznünü ve bayrama kavuşmanın sevincini bir arada yaşıyoruz. Ramazan, gönüllerimizi arındıran, bizleri Rabbimize yaklaştıran manevi bir mektepti. Bayram ise bu mektebin sonunda müminlere bahşedilen bir sevinç nişanesi ve ilâhî bir mükâfat günüdür. İslam’ın en belirgin şiarlarından olan bu mübarek günler, ibadetin ardından gelen huzurun ve şükrün adıdır.
Bayram; gönüllerin temizlendiği ve küslüklerin sona erdiği müstesna bir zaman dilimidir. Affetmek, barışmak ve akrabayı ziyaret etmek bu günlerin en güzel süsüdür. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Kim rızkının genişlemesini ve ömrünün uzamasını isterse akrabasını ziyaret etsin” (Buhârî, Edeb, 12) buyurarak sıla-i rahmin önemini bizlere hatırlatmıştır. Ramazan boyunca nefislerini terbiye edip Hakk’ın rızasına yönelenler için bu günler, samimi gayretin ardından gelen bir lütuftur. Bu tekrar eden sevinç, bizlere her yıl umudu yeniden aşılar; zira mümin bilir ki ibadetle geçen ömür, sonu bayram olan bir yolculuktur.
Bayramın bize kazandırması gereken en temel bilinç, iyilikte sürekliliktir. Sevincimiz geçici, ancak sorumluluğumuz daimîdir. Mümin, hayatın her anında çalışkan, üretken ve iyilikte yardımlaşan bir duruş sergilemeli ve her işinde ilâhî rızayı gözetmelidir. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’in açık hükmü şudur:“Şüphesiz Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.”(Hucurât, 13). Bu ayet-i kerime, bizlere üstünlüğün ancak takvada, doğrulukta ve ihlasta olduğunu ihtar etmektedir.
Bayram sevinci yaşarken, ümmetin acılarını da kalbimizde taşımalıyız. Özellikle Gazze’de ve Filistin topraklarında yaşanan dram, vicdanlarımızı sarsmaya devam etmektedir. Şehitler, yetimler ve yıkılan yuvalara rağmen gösterilen o onurlu direniş, tüm insanlığa ders vermektedir. Hak ölçüsünden uzaklaşıldığında dengelerin bozulacağı gerçeğini hatırda tutarak şu ilâhî uyarıya kulak vermeliyiz:“Hak’tan sonra sapıklıktan başka ne vardır?”(Yûnus, 32). Mümin, hem kendi sevincini yaşayan hem de ümmet bilinciyle mazlumların duasına ve desteğine koşan feraset sahibi kişidir.
Her bayram aynı zamanda bir nefis muhasebesi vesilesidir; bize ömrün geçtiğini ve vakti geldiğinde o "büyük buluşmanın" mutlaka gerçekleşeceğini sessizce ihtar eder. Eğer Ramazan ikliminde kazandığımız o yüce hasletleri yılın geri kalanına taşıyabilirsek, işte o zaman "gerçek bayramı" yaşamış oluruz. Bu bayramı; sadece dillerde kalan bir kutlama değil; ahlaka, adalete ve sarsılmaz bir kardeşliğe dönüşen bir milat kılalım.
Bu duygu ve düşüncelerle; aziz milletimizin, tüm İslam âleminin ve dünya üzerindeki bütün mazlum coğrafyaların Ramazan Bayramı’nı en kalbi duygularımla tebrik eder, bu mübarek vaktin tüm insanlığa huzur, adalet ve bereket getirmesini Cenâb-ı Hak’tan niyaz ederim.
Muharrem BİÇER
Isparta İl Müftüsü